Robin bildiğin gibi değil
Başrolünde Hugh Jackman’ın yer aldığı “The Death of Robin Hood/Robin Hood’un Ölümü”, alışılmış efsaneyi ters yüz ediyor ve Robin Hood’u bir cani olarak karşımıza getiriyor.
Genel Yayın Yönetmeni · Yayın: 19 Haziran 2026, 15:05 · 4 dk okuma
MÜJDE IŞIL İSTANBUL - Zenginden alıp yoksula veren, güçsüzün yoldaşıdır Robin Hood. En azından yüzyıllardır anlatılan hep böyleydi. Sinemadaki yansımalarına baktığımızda da buna paralel karakterler gördük. Errol Flynn akrobatik ve muzip bir Robin Hood’du mesela. Sean Connery yaşını başını almış ve yorgun; Kevin Costner gözünü daldan budaktan sakınmayan, Cary Elwes absürt, Russell Crowe ise gladyatör versiyonuydu. Hepsinin ortak özelliği ise Hood’un hem âşık hem de isyankâr olarak doğrunun tarafında durmasıydı. 17. YY’da yazılmış bir balada dayanan “The Death of Robin Hood/Robin Hood’un Ölümü” ise bu kahramanı karşımıza kadın, çocuk fark etmeksizin herkesi öldüren, cani bir haydut olarak çıkarıyor.
Robin Hood’un neden kötü biri olduğunu gerekçelendirmekle uğraşmıyor film. Daha başında, bir kadın cinayetini gösteriyor seyirciye. Mazlumun koruyucusu Robin Hood efsanesinin yalan olduğunu sert biçimde perdeye vuruyor. Bezgin bir canavar olarak resmediliyor filmde Hood. Bu yolu zorla değil, bile isteye seçtiğini görüyoruz. Canavarlaştığını görecek kadar uzun yaşamış. O kadar ki nesiller boyu intikam için onun peşine düşülüyor. Oğul babasının, torun dedesinin intikamını almak için Hood’u haklamaya çalışıyor. Benzer şekilde, Hood’un kadim dostu Küçük John da manyak bir katil. Bir çiftçiyi öldürüp yerine geçiyor. Yiyecek bulmak için gözünü kırpmadan adam öldürüyor.
Uhrevi bir hesaplaşma
kaynak olarak ekleyin
Nicolas Cage’in başrolde olduğu “Pig/Domuz” ve devam filmi “A Quiet Place: Day One / Sessiz Bir Yer: Birinci Gün”den tanıdığımız Michael Sarnoski’nin yazıp yönettiği film, acımasız bir katil olarak resmettiği Robin Hood’un önce kötücül tarafını öne çıkarsa da onu saf kötülüğün örneği olarak göstermekten de kaçınıyor. Onu bir nevi Frankenstein gibi ele almaya çalışıyor. İşlediği cinayetlerin nesiller boyu etkisini görecek kadar uzun yaşayan Hood, artık ölmek ve karanlık geçmişinden kurtulmak istiyor. Alışılmış hikâyelerdeki büyük aşkı Marian bu versiyonda yok ama onun yerini Rahibe Brigid alıyor. Hood, rahibe ve küçük Margaret sayesinde yavaş yavaş arınma yaşıyor. Michael Sarnoski böylece klasik bir kahramanlık efsanesini kefaret öyküsüne, dünyevi bir macerayı uhrevi bir hesaplaşmaya dönüştürüyor. Dolayısıyla filmin hem tematik hem de sinematografik açıdan Ingmar Bergman’ın “Yedinci Mühür”ü ile benzeştiğini söylemek mümkün.
Filmin oyuncu kadrosu sayıca az ama etkisi yüksek. Hugh Jackman neredeyse tanınmayacak hâlde ve kas gücünü konuşturmadan zor rolünü gerçekçi kılıyor. Rahibe rolünde Jodie Comer, Küçük John klişelerini altüst eden Bill Skarsgård ve kısa rolünde Noah Jupe (“Hamnet”te Hamlet’i oynamıştı) minimal kadroyu epey büyütüyor.

Kahraman şerif
Ben Wheatley’nin yeni filmi “Normal” kara film ve suç komedisini ahenkle harmanlıyor. “Fargo”dan “Assault On Precinct 13”e, “High Noon”dan “Hot Fuzz”a ve “John Wick” serisine kadar eski-modern klasikleri eğlenceli kombinasyonunu yapıyor. Başrolde “Breaking Bad” dizisinin yıldızı Bob Odenkirk var. Senaryoda da katkısı mevcut. Odenkirk “Nobody” serisindeki gibi yine tek başına herkese meydan okuyor. Filme adını veren Normal, Minnesota’da küçük bir kasaba. Şerif ölünce görevi geçici şerif Ulysses üstlenir. Ulysses’in soruşturmalarıyla kasaba eşrafının birtakım sırları ortaya dökülünce herkes ona karşı cephe alır.